8 Nisan 2015 Çarşamba

Vefat - Prof.Dr. Sayın S.Akın ERYOLDAŞ

MSGSÜ Emekli Öğretim Üyesi
Prof.Dr. 
Sayın Sadettin Akın ERYOLDAŞ

Pek muhterem hocamız,
yurtdışında bulunduğu sırada geçirdiği ani bir rahatsızlık nedeniyle hayata veda etmiş, başımız sağolsun.

(Hocamızı 2005 sonrasında yeniden başladığım akademik yolculuğum vesilesi ile tanımıştım. 
MSGSÜ Şehircilik programında doktora tezimi tamamlarken tez danışmanım, yol göstericim olmuştu. 
Akademiye dönüşümün yollarını yeniden açmam için, benden manen yardımlarını hiç esirgememişti.
Sivas'ta 3 yıldır bulunuşum sırasındaki çalışmalarımı, kendisini yazın evinde ziyaret ederek, biraz olsun paylaşmıştım, meğerse o sırada talih bizi son kez buluşturuyormuş.)

Bizi ansızın terketmesinin ve yokluğunun sarsıntısı sürecektir.

Saygıdeğer eşinin ve tüm ailesinin acısını paylaşarak, sabırlar diler,
tüm hocalarıma saygılarımı sunarım.


Yrd. Doç. Dr.  A. Cumhur KOCALAR  
(Şehirclik Dr. / Yük.Müh. / İşletmeci )
Niğde Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi,
Şehir ve Bölge Planlama Bölümü
Merkez,
Niğde

13 Kasım 2014 Perşembe

Sivas, Cumhuriyet Üniversitesi'nde Şehircilik Anabilimdalının açtığı dersler

Sivas, Cumhuriyet Üniversitesi'nde bu yıl (2014-2015) Şehircilik Anabilim dalının açtığı dersler ile 2.sınıf (3. ve 4.yy) öğrencileri, 2014-2015 güz döneminde plancı profilinin gereğine uygun bir şekilde geleceğe doğru hızla hazırlık yapıyorlar.

Şehircilik Anabilim dalının açtığı dersler: 
"Kent Planlama Süreçleri",
"Kent Planlama Kuramları",
"Yerleşmeler Tarihi",
"Kültürel Miras ve Koruma Kavramı",
"Kentsel Peyzaj Planlama",
"Ulaşım Planlaması" ve
"Bilgisayar Destekli Tasarım" ile
"Şehircilik için Bilgisayar Uygulamaları"
"Bilimsel Araştırma Yöntem ve Teknikleri" (seçmeli)

Bu derslerin sağladığı altlık üzerinden "Şehircilik Projesi-1 ve 2" ile atelye ve saha çalışmalarına giriş yapıyorlar.

1.sınıf öğrencilerimiz ise alana özgü zorunlu şu dersler üzerinden alanı tanıyorlar.
"Şehir ve Bölge Planlamasına Giriş"
"Kentsel Coğrafya",
"Şehircilik için Teknik Resim",
"Olasılık ve İstatistik",

"Temel Tasarım-1 ve 2", atelyeleri 

"Bilimsel Aklın Evrimi"
"Bilgisayar ve Bilişim Teknolojileri"

Ayrıca "sanat psikolojisi", "çevre psikolojisi", "mühendislik ekonomisi", "iş güvenliği ve sağlığı" vb. gibi derslerle ve diğer yan alanlarla da işbirliği geliştirilerek üniversite çapında farklı fakültelere (GSF, Edebiyat, Eğitim, Mühendislik) destek verilmektedir.

Şehircilik ile planlamaya yönelik konu ve duyurulara ilgili sitesinden erişilebilir.  http://ackocalar.blogspot.com.tr/

19 Aralık 2013 Perşembe

"Türkiye’nin Kentsel Dönüşüm Haritası" ve ülke gerçekleri üzerine

Yasa öncesi ve sonrası ile güncel saha gözlemlerinden akademik bilgiler, haberler, yasal-yönetsel çerçeveye eleştirel bakış, son 10 yılın toparlanmış verileri ile emeği geçenlere teşekkürler...
http://kentseldonusum.info

Etkinlik seçkisi:

Yıkımlara Karşı Mücadele Kurultayı Programı

Mevzuat yumağı:

Özel kanunlar 

Sahadan gözlemler:


14 Temmuz 2012 Cumartesi

Afet planlaması-İstanbul BŞB


Kaynak: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/20981465.asp
...
Yıl: 2012.
Trafik öyle bir sıkışıyor ki...
İstanbullular kafayı yeme noktasında.
Kadir Topbaş ise Artvin yaylalarında...
Gazetelerde haberler çıkıyor:
“İstanbul perişan, Başkan horon tepiyor” diye...
Kadir Topbaş, bu haberlere şöyle cevap veriyor:
“İletişim çağındayız. Masada oturma dönemi bitti. Artvin’den her şeye hâkimim. Saat başı bilgi alıyorum. Ekibim çalışıyor.”
* * *
Kadir Topbaş’a soruyorum:
-  2008 yılında iletişim çağında değil miydik?
-  4 yılda iletişim alanında büyük bir devrim yaşandı da bizim mi haberimiz olmadı?
-  2008 masada oturma dönemi miydi?
-  2008’de çalışmayan ekip, 2012’de mi çalışmaya başladı?
-  Artvin’den her şeye hâkim olmak mümkün de Brezilya’dan değil mi?

14 Mayıs 2012 Pazartesi

%16 ile mülkiyet hakkı ihlalleri-1959-2011-Türkiye

Türkiye’nin utanç tablosu
İşte İleri Demokrasi Ülkemizi gözler önüne seren rezil tablo! Ve detayları;
2012-05-14, 16:34:10
Okunma: 10027
0 Yorum
resim

AİHM’ye yapılan başvurular konusunda Türkiye, Rusya’nın ardından 2. sırada yer alıyor.
AİHM’nin devlet aleyhine sonuçlanan kararlarında, 47 ülke arasında birinci olan Türkiye’nin en büyük suçu ise adil yargılanma hakkının ihlali.

FIRAT KOZOK / Cumhuriyet - Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ndeki (AİHM) utanç tablosu, Başbakanlık raporlarına da girdi. AİHM’ye yapılan başvurularda Rusya’dan sonra 2. sırada yer alan Türkiye, 1959-2011 yılları arasında mahkemenin verdiği ihlal kararlarında da 2 bin 404 kararla 47 ülke içerisinde birinci sırada yer alıyor.

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı, Avrupa Konseyi geneli ve Türkiye’ye ilişkin AİHM’ye yapılan başvuru ve mahkeme kararlarına ilişkin istatistikleri raporlaştırdı. Rapora göre, AİHM’ye yapılan başvurular konusunda Türkiye, Rusya’nın ardından 2. sırada yer alıyor. Türkiye aleyhine yapılan başvurular nüfusa oranlandığında 2011 yılında Avrupa Konseyi (AK) genelinde 1 milyon kişi başına düşen başvuru sayısı 79 iken bu sayı Türkiye’de 118’e çıkıyor.

1959-2011 yılları arasında, AİHM tarafından en az bir maddeyi ihlal ettiği gerekçesiyle verilen toplam ihlal kararları sayısında (dava sayısı itibarıyla) Türkiye, 2 bin 404 aleyhe kararla sözleşmeye taraf 47 ülke arasında 1. sırada yer alıyor. Türkiye’ye ilişkin ihlal kararları, mahkemenin vermiş olduğu tüm ihlal kararlarının yüzde 19’unu oluşturuyor. Türkiye, 2011 yılında aleyhe sonuçlanan dava sayısı itibarıyla en çok ihlal kararı verilen devlet konumunda. 2011 yılında, Türkiye en az bir maddeyi ihlal ettiği gerekçesiyle AİHM tarafından 159 davada mahkûm edildi.

1959-2011 yıllarında Türkiye aleyhine verilen ihlal kararları arasında en çok ihlal edilen haklar sırasıyla, yüzde 33 ile adil yargılanma hakkı, yüzde 16 ile mülkiyet hakkı, yüzde 14 ile de özgürlük ve güvenlik hakkı olarak sıralanıyor. Adil yargılanma hakkı ile ilgili başvuruların yüzde 13’ünü de yargılamanın uzunluğu ile ilgili şikâyetler oluşturuyor. 2011 yılında ise Türkiye aleyhine verilen ihlal kararları arasında en çok ihlal edilen haklar sırasıyla, adil yargılanma hakkı (yüzde 28), işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele yasağı (yüzde 25) ve özgürlük ve güvenlik hakkı oluşturuyor (yüzde 13).

10 Mayıs 2012 Perşembe

Yabancıya mülk satışı yasası ve yorumlar

Alıntı Haber
ÜÇ ÇOCUK YAPICAĞINA ÜÇKERERE PAYLAŞ SATILIK VATANDAŞ SATILIK VATAN
Yeni Yasaya göre ;

• Yabancıya mülk satışında karşılıklılık şartı kaldırılıyor. Dünyada isteyen herkese, karşılıklılık (mütekabiliyet) ilkesi aranmadan gayrimenkul satılabilecek.

• Yüzde 10 sınırı kaldırılıyor. Bu defa, yabancılara satılacak arazi miktarı ülke genelinde %10'u geçmeyecek. (Demek ki Türkiye’nin yüzölçümüne göre 78 bin km2 lik alan satılabilecek). Yürürlükteki uygulamada il ve ilçelerin yüzölçümünün en fazla yüzde 10’luk bölümü yabancılara satılabiliyordu. Son değişiklikle ilçelerin ve illerin tamamı, hatta bir bölgenin tamamı yabancıların tapulu malı olabilecek.

AKP iktidarı uzun dönemli, sinsi bir taktik uyguluyor: İstakoz haşlama taktiği!... Yabancıya satışta sınır; önce il imar planının binde 5’i idi, sonra yüzde 10’una çıkarıldı, bu yasa ile ise ülke genelinin yüzde 10’una çıkarılıyor.

• Tasarıda toprak satışı kişi başına 30 hektara yükseltiliyor, yani 300 dönüm veya 300.000 m2…

• Alınan arazinin işyeri ve mesken olarak kullanılması şartı kaldırılıyor. Böylece, tarım alanları da satış kapsamına alınmış oluyor.

AKP FİNANSMAN AÇIĞINI MİLLİ SERVETLERİ SATARAK KAPATMA DERDİNDE..!

Binlerce metre karelik en verimli topraklarımız el değiştirmekte, İngiliz’in, Alman’ın, Fransız’ın, Yunan’ın, İsrailli’nin tapulu malı haline gelmektedir.

Yabancı ülkelerin millî servetine katılmaktadır.

O TOPRAKLARI GERİ ALMAK ARTIK İMKANSIZ GİBİDİR; günün birinde alınmasına teşebbüs edilse, çok büyük mücadeleler, çok büyük özveriler yapmak gerekecektir.

13 Nisan 2012 Cuma

Türkiye'de özel mülkiyet - Radikal - ALİ TOPUZ

Radikal

Türkiye'de özel mülkiyet var mı dediniz? Tersinden Robin Hood'luk

ALİ TOPUZ - alitopuz@gmail.com 10/04/2012

Kentsel dönüşüm yasaları ikizleşiyor. İlki kültürel varlıkları koruyordu, ikinci bizi afetten koruyacak. İsimlerine bakarsak böyle. İçeriklerine bakınca iş değişiyor: Bunlar servet transferi kanunları. Elbette yoksuldan zengine.

Hükümetin acelesi var. 3 konuda. Suriye, yani dış savaş. Kürt sorunu, yani iç savaş. Kentsel dönüşüm, yani sınıfsal savaş.

Üç konuda da aynı lafları duyduk son ayda: “BDP ile görüşebiliriz ama artık bekleyecek vaktimiz yok.” “Suriye’de silahların susmasını biz de istiyoruz, ama Esad’ı bekleyemeyiz.” “Evinizi müteahhite verin ama çabuk olun.” Birinin söylemdeki cilası kardeşlik, başka deyişle yurtta sulh. İkincisinin cilası komşuda barış, yani cihanda sulh. Üçüncünün, yavrularımızın çimlere basabileceği, atalarımızın da yapığı türden insanı temel alan imar iskân. Bu yazı üçüncüyle ilgili. Kentsel dönüşüm yasalarının neyi dönüştürdüğüyle.

Önce bir soru: Türkiye’de özel mülkiyet var mı? Hani şu kapitalist ekonominin, dolayısıyla toplumun kutsadığı haklar arasındaki özel mülkiyet. Hani şu gerçek ve tüzel kişilerin taşınır ya da taşınmaz bir mal ya da eşya üzerindeki üç temel yetkisini içeren hak: Usus, fructus, abusus. Yani kullanma, semerelerinden yararlanma ve elden çıkarma hakkı.

Var mı dediniz? Tarih pek öyle demiyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihi, yurttaşlarının özel mülklerine, özel mülk edinme hakkına saygısıyla ünlü değil. Malum, 1936 beyannamesi denilen zalimce işlemle gayrimüslim yurttaşların mal mülkleri ya talan edildi ya hiçe indirildi. Şimdi bu haksızlığın düzeltilmekte olduğuyla övünülüyor, biraz geçmiş dönemlerin yönetimleri, özellikle de dek parti CHP’si dövülerek, biraz da iyilik yapılıyormuş havasıyla övünülerek. Ama yakından bakılınca gasp edilmiş bin hakkın biri iade ediliyor aslında, mülksüz kalmışlara, ülkelerini, topraklarını terk edip öbür ülkelere ya da öbür dünyaya gitmişlere, gurbette izsiz timsiz aç biilaç ölmüşlere kim neyi iade edebilir?

1934 Trakya Yahudi pogromunu, Varlık Vergisi’ni, 6-7 Eylül sonrasını da eklersek, Müslüman olmayanların özel mülkiyet haklarının alenen reddedilmiş olduğunu öne sürmek için başka çaba gerekmez.

Özel mülkiyet var diye ısrar edecekler için devam edelim: İki kanun hiç öyle demiyor, en az iki kanun.

Biri çoktan, 2005’te çıkan, ör: ilk olarak Sulukule ahalisinin yoksulluğa sürgünü sürecinden hatırlayacağımız 5366 sayılı şu uzun isimli kanun: YIPRANAN TARİHİ VE KÜLTÜREL TAŞINMAZ VARLIKLARIN YENİLENEREK KORUNMASI VE YAŞATILARAK KULLANILMASI HAKKINDA KANUN. Çok laf yalansız olmaz misali, “tarihi ve kültürel taşınmaz varlıklar”dan, “yenilenerek korunma” ve “yaşatılarak kullanılma”dan bahsettiğine bakıp aldanmamak gerek.

Sonra Tarlabaşı sürecinde tanıdık o konunu, başka semtler de var, bütün kentleri kapsayacak kadar geniş bir yasa önümüzdeki. Şimdi onun ikizi yolda. Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun. Bunun da adı güzel. Afet riski altındaki alanların dönüştürülmesini kim istemez değil mi? Mesela köprülerin çökmemesini, barajların patlamamasını, şantiyelerin yanmamasını, kim istemez? Fakat bu iki kanun da bu işlerle ilgili değil, hiç değil. Adında zikredilen değerlerle de ilgili değil.

Bu iki kanun münhasıran, “lafzıyla ve ruhuyla” özel mülkiyetin el değiştirmesiyle ilgili, o kadar ki aslında gizlemiyor bile bunu: Kamu yöneticilerinin doğrudan müdahalesiyle özel mülkiyetin el değiştirmesini düzenliyor. Zorla.

Öyle piyasa dolayımıyla, rekabet mantığıyla filan da uğraşmadan, doğrudan müdahaleyle.

Hukuki görünümü verilmiş adaletsiz zorla. Bunlar, mülksüzleştirme kanunları. Arsız. Hicapsız. Acul.

İlk kanun, anayasanın, mevcut darbeci akıl ve faşizan ruhla yazılmış, bütün hakları yazıp, devamında “…ama”lı bir cümleyle hepsini aynı metin içinde silmeyi başarmış mevcut anayasanın bile en az dört maddesine aykırıydı, ikinci en az onun iki katı kadar maddesine aykırı.

İlk yasadaki temel sorunları özetleyelim: Özel şahıslar lehine kamulaştırma, bu anayasaya da Türkiye’nin kabul ettiği iç ve uluslararası prensiplere de aykırı. Çünkü, “kamulaştırma” denilen ve özel mülkiyetinin dokunulmazlığına istisna teşkil eden işlemin mantığı, üstün “kamu yararı” ilkesidir; bir özel şahsın bir başka özel şahıs aleyhine zenginleşmesi “kamu yararı” içerir denilmediği sürece, böyle bir kamulaştırma meşru kabul edilemez. Uygulamanın her halükarda bakanlar kurulu onayına bağlı olması, merkezin yerel yönetimler üzerindeki kıskanç vesayetini bir daha beyan etmesiyle “demokratikleşme”, “ileri demokrasi” söylemlerine aykırı; “iktidardan olmayan belediyeler”in çekeceği sıkıntıyı katmıyorum bile. “Kamulaştırma bedeli peşin ödenir” ilkesinin, kendisi de sorunlu olan Kamulaştırma Kanunu’nun 3. Maddesine atfen taksitli ödemeye çevrilmesi, maksadın “koruma”dan çok, servet transferi-rant yaratma olduğunun ikinci alameti: Lehine kamulaştırma yapılan kısa sürede müthiş bir rant elde edecekken, “yenileme projesi”ne gücü yetmeyeceği baştan belli olan mülk sahibine ödenecek kamulaştırma bedelinin beş yıla yayılması, yüzüne karşı “yoksulsun sen yoksul kal” denilmesinden başka ne anlama gelir?

Projelerin, uygulandıkları yerlerdeki yaşam biçimlerini kökten yok edip, otoparklı, alış veriş merkezli, rezidanslı, duvarlı, bekçili halleri de, “insanı merkez alan medeni şehir tasarımı” cilasına aykırı… Cilayı kaldırırsak, sadece bankada parası, borsada hissesi, karnında bitmeyen bir iştahı ve hırsı olan insanın “insan” sayıldığını görürüz.

Robin Hood bir efsane kahramanıydı. Zenginden alıp fakire veriyordu. Bir yoksul fantezisi. Bu kanunlar yoksuldan alıp zengine veriyor. Bir kapitalizm klasiği. Öngörülen hız, onu çağa uygun kılıyor: neoliberalizm. Hiçbir itirazı tanımayan katılığı da kimin elinden çıkma olduğunu gösteriyor: Otoriteryen muhafazakarlık.

Bu yazı bir girizgahtı. Devam edeceğim. Cuma günü. İkinci kanun çünkü ilkinden de vahim: Olmaz ya, istenirse iki kanunun makasıyla çalışılarak, ünlü gökdelenlere, yalılara ya da alışveriş merkezlerine bile el konulabilir!

İÇERİK:

Bu site öncelikle, mülkiyet ve imar hakları konusunda bilimsel çalışmalarımın kısa tanıtımına ve katıldığım etkinliklere ayrılmıştır.

AKADEMİK-BLOG LİSTEM: En güncel akademik sorumluluklarım gereği, 5 aktif bloğumdaki paylaşımları içerir.

ETKİNLİKLERDEN:

(2010-) katıldığım etkinlikler hakkında güncel bilgileri ve organizasyonlara teşekkürleri içerir.

TEZDEN:

(2004-2009) İmar planlarında mülkiyet ve imar hakları konusunda yaptığım tez çalışmasının bir ön tanıtımını içerir.


İLGİLİ KAVRAMLAR: Konuya yakın alanlardan ilgili anahtar kelimeleri içeren yazıları gösterir.

Ziyaretler: Site hakkında istatistikleri sizlerle paylaşır.

İZLE: Bu sitedeki güncellemeleri size bildirir.

ÖZGEÇMİŞİM: 2 farklı bakış açısıyla hazırlanmıştır.

HAKKIMDA: Çalışma alanlarımı ve hedeflerimi özetler.

SOSYAL MEDYA-BLOG LİSTEM: Sosyal sorumluluklarım gereği 7 aktif bloğumdaki paylaşımları içerir.

ANKET:
Sitenin içeriğine yönelik geri bildirimlerinizi alır.
Süresi geçtiği için çalışma alanlarını gösterir ve etiket olarak kullandığım anahtar kelimeleri oluşuturur.

EĞİTİMİ:

2003 – 2009

MİMAR SİNAN G.S. ÜNİVERSİTESİ, Mimarlık Fak. Şehir ve Bölge Planlama, Şehircilik, Doktora, Fen Bilimleri Enst.

Tez: Koruma Amaçlı İmar Planı Uygulanan Taşınmazlarda Mülkiyet ve İmar Haklarının Aktarımı

1992-1994

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ, Elektrik-Elektronik Fak. Elektronik ve Hab. Müh., Haberleşme B.D. Y.lisans, Fen Bilimleri Enst. Tez: Akım Taşıyıcılı Devre Sentezi (Dr. düzeyine yakın bir yöntem geliştirilmiştir.)

1982-1987

İSTANBUL TEKNİK ÜNİVERSİTESİ, Elektrik-Elektronik Fak. Elektronik ve Hab. Müh., Lisans, (Tez:Bilgisayar Bölümü) Tez: Z-80 mikroişlemcili mantık devreli yongalarda otomatik test amaçlı devre tasarımı.

1990-1996

ANADOLU ÜNİVERSİTESİ, Açık Öğretim Fak. İşletme Bölümü, (2.Lisans)



Sosyal Medya-Blog Listem

SOSYAL İÇERİKLİ SİTE ARŞİVLERİNDEKİ GÜNCEL BAŞLIKLAR

Bu konulara yönelik sitelerde yer alan son yazılarıma başlıkları üzerinden tıklanarak erişilebilir.

TARİHİ KÜLTÜR ve TABİAT VARLIKLARINI KORUMA YENİLEME CANLANDIRMA GELİŞTİRME Cumhur Kocalar İst.

İSTANBUL ÇAĞDAŞ KÜLTÜR SANAT TARİHİ DOĞAL VARLIKLAR SİTLER SOSYOLOJİ ÇEVRE BOĞAZİÇİ Cumhur KOCALAR

ŞEHİR ve BÖLGE PLANLAMA İMAR PLANI KORUMA YENİLEME MSGSÜ YTÜ İTÜ Y.MÜH. CUMHUR KOCALAR İST

YENİLENEBİLİR ALTERNATİF GÜNEŞ, RÜZGAR, BİYOKÜTLE ENERJİ Renewable Energy Cumhur Kocalar TR